Html - Css - Eglence - Ve Fazlası




 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kuran-ı Kerim Niçin gönderilmiştir?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
98zafer98
Emekli Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 730
Rep Gücü Rep Gücü : 13
Doğum tarihi Doğum tarihi : 26/05/98
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 10/09/09
Nerden Nerden : Antalya
Ruh Hali Ruh Hali :

MesajKonu: Kuran-ı Kerim Niçin gönderilmiştir?   Cuma 11 Eyl. 2009 - 0:00

Kur’an ın niçin gönderildiğini açıklayan birçok âyetten bazıları şunlardır.
• “Elif, Lam, Ra. Bu Kur’an, öyle bir Kitaptır ki, insanları Rablerinin izniyle zulumattan nura, herşeye galip ve hamde layık olan Allah’ın yoluna çıkarmak için onu sana indirdik.” (14/İbrahim, 1)
• “O (Kur’an) sizi zulumattan nura çıkarmak için apaçık âyetler olarak kuluna (Peygamber’e) indirilmiştir.” (39/Zümer, 39)
• “O bir peygamber gönderdi; Allah’ın açıklayıcı âyetlerini sizlere okuyor ki iman edip salih amel işleyerek zulumattan nura çıkasınız.” (65/Talâk, 11)
Dünyada insanların azgınlaşarak, diğer insanları egemenlikleri altına almaları, onların emeklerini sömürmeleri, onurlarını çiğnemeleri, can mal, nesil emniyetinin ortadan kaldırılması düşünce ve inan özgürlüğünün ortadan kaldırılması bu âyetlere göre zulumat(karanlıklar) olarak vasıflandırılmaktadır.

Rasûller bu zulumattan nura çıkışı gerçekleştirmek (dönüşüm-değişim) için seçilmişlerdir. Kitap ve âyetler bu ihrac (çıkış)ın sağlanması için gönderilmişlerdir.

Bu çıkış, Allah’ın izniyle Kur’an ve salih amelle, yani çaba ile gerçekleşecektir. “Zulumattan nura çıkarmak için” ifâdesi bu Kitabın niçin gönderildiğini en veciz bir şekilde açıklamaktadır. Kur’an’a göre, aslolan toplumun karanlıklardan aydınlığa çıkmasıdır. Faziletli toplumun inşa edilmesidir. Sünnetullaha göre bu dönüşüm fertlerin bu mücâdele esnasında yetişip ahlakî faziletlerle donanması ile mümkün olur.
Zulumat, karanlıklar demektir. Zulüm kelimesi de aynı kökten gelmektedir. Dolayısıyla Hidayet kaynağından gelen aydınlanmayı engelleyip karanlıkları tercih, en büyük zulümdür.
O yüzden “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zâlimlerin ta kendileridir.” (5/Mâide, 45).

Allah, gönlümüzü ve yolumuzu aydınlatan nur’dan da bizi mahrum bırakmamış, elçi ve Kitap göndermiştir. Karanlık, fıtrî değil; ârızîdir. İnsanların yolunu aydınlatan hidayetten uzaklaşması yer yüzünü adeta zindana dönüştürür. Ahiretteki cezanın sebebi, dünya hayâtını Hidayet rehberinden uzaklaşıp zindana çevirmektir. İnsan, insanı mutlu eden kuralları değil de; zindanı, zindanları tercih ediyorsa, kendisi bilir. Ama, başkalarına zindan hayâtı yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur.

“Allah, mü’minlerin dostudur, onları karanlıklardan nura (aydınlığa) çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur. O, onları nurdan (aydınlıktan) alıp karanlığa götürür.” (2/Bakara, 257)

Zâlim insan, ışığa karşı gözlerini kapatmış, karanlıklar içinde yaşamayı tercih etmiş, Allah’ın “gözleri vardır, onlarla (görülmesi gerekeni) görmezler” (7/A’râf, 179) dediği körlüğü seçmiş, kendine de zulüm etmiş insandır. Zâlimlerin en büyükleri olan tâğutlar ise, gören göze düşman olan, başkalarını da körlüğe zorlayan ışık (nur) düşmanı vahşilerdir.
Tüm peygamberler ve Allah’tan getirdikleri kitapların anafikri insanoğlunu uluhiyeyyet ve ubudiyyet konusunda aydınlatmaktır. Allah, yeryüzünü hiçbir zaman rehbersiz ve kılavuzsuz bırakmamış, daima elçilerle kitaplar göndererek insanlara yol göstermiştir. Kitaplar bu rehberliğin yazılı metinleridir. Ancak bu rehberlik Kur’an ile sona ermiştir. Bir daha Nebî , vahy gönderilmeyecektir. Artık insanlık son Rasûl (s.a.s.)ün getirdiği Kitapla yükümlü olacaklardır.

Kur’an, Rasûl (s.a.s.) ile başlayan zulumattan nura çıkış hareketinin kılavuz kitabıdır. 23 yıl süren bir devrim hareketinin yol gösterici Rehberidir. Bu açıdan Kur’an 23 yıllık bir toplumsal değişme mücâdelesi içinde anlaşılabilir. Âyetlerin inmesiyle beraber Rasûlullah harekete geçmiş, içinde yaşadığı toplumu bu âyetlerle değiştirmek için gece gündüz çalışmıştır. Nihâyet çağrısı kendi doğup büyüdüğü Mekke’de değil; Medine’de yankı bulmuştur. Orada toplumun lideri olarak Peygamberliğine devam etmiş, 10 yıl içinde insanlık için örnek bir toplum modeli kurulmuştur.

Hz. Osman’ın öldürülmesiyle müslüman toplumda beliren kargaşa Hz. Ali ve Muaviye arasında çıkan savaşla daha da artmış, büyük günah işleyen kimsenin cennete mi yoksa cehenneme mi gideceği problemini gündeme getirmişti.
Müslümanların Hint, Yunan ve benzeri yabancı kültürlerle karşılaşmaları fikri bir takım tartışmaları doğurmuş, Allah’ın sıfatları, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı, Allah’ın ahirette görülüp görülmeyeceği gibi pratik hayatı direkt olarak ilgilendirmeyen meselelerde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Daha önce birlik içerisinde olan müslümanlar, birbirlerinden farklı düşünen fırka ve mezheplere bölünmüşlerdi. Farklı düşünme, başlangıçta belki de farklı anlama ve değerlendirmeden kaynaklanıyordu ve bir zenginlik olarak görülüyordu. Bu sebeple müslümanların birbirlerine bakışları nisbeten ılımlı bir hava içerisindeydi. Ancak daha sonra gelen mukallidler ve mezhep mutaassıpları daha katı tavırlar takınmış, ayrılıkları daha da derinleştirerek aşılmaz duvarlar haline getirmişlerdir. Yüce Allah, anlaşmazlıkları çözüme bağlamak için Kur’an ve sünnete başvurmayı emrettiği halde bu mukallidler, meseleleri mezhebi kurallara, şeyh ve üstadlarına arzediyorlardı.
Dikkat edilirse ayrılık konusu olan meseleler de, hayati önem taşıyan meseleler değildi. Sun’ilik yönü ağır basan meselelerdi.
Yazılan tefsirler de, hayatın içinden çıkan meselelerden çok lüks denilebilecek meseleleri içermeye başlamışlardı.
Her fırka mensubu, karşı fırkaların görüşlerini cevaplandırma çabasına girmiş; karşı tarafın aklına bile gelmeyen şeyler gündeme getirilerek:’şöyle şöyle diyecek olsanız, bende şöyle şöyle cevap veririm’ şeklinde ardı arkası gelmeyen hayal mahsulü soru ve cevaplar tefsir kitaplarında yer almıştır.
İşin en acıklı tarafı ise, her fırka mensubunun önyargılarla Kur’an tefsirine yönelmesi; mezhebiyle uyuşmayan ayetleri mezhebi doğrultusunda te’vil etmesidir.
Halkın kurandan uzaklaştırılması İnsanlığın tekrar zulmün koyu karanlığına gömülmesine neden oldu.
İnsanlık, cahiliyye çağının karanlıklarında döndü. Kur’an’da “cahiliyye” kelimesi dört yerde geçer. Bu dört âyet, cahiliyyenin dört özelliğini belirtir.
1- Cahiliyye, İslâm’a zıt, putçu bir inanç sistemidir. (bkz. 3/Âl-i İmran, 154)
“Sonra O, bu kederin ardından, size bir emniyet duygusu, bazılarınızı sarıp kuşatan bir iç sükuneti bağışladı; oysa sadece kendilerini düşünen ötekiler, Allah hakkında yanlış fikirlere -putperest cahiliyye düşüncelerine- kapıldılar ve “(Bu konuda)) o zaman bir karar yetkisine sahip miydik?” diye (kendi kendilerine) sordular. De ki: “Bütün karar yetkisi, yalnızca Allah’a aittir!….”

2- Cahiliyye bir hayât felsefesi, taassup içeren bir yaşam biçimidir (bkz. 48/Fetih, 26).
“O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bilendir.”

3- Cahiliyye ahlaksızlık, hayâsızlıktır (bkz. 33/Ahzâb, 33).
“Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü’ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.”

4- Cahiliyye bir devlet anlayışı, bir yönetim biçimidir: “Yoksa onlar, cahiliyye hükmünü, idaresini mi istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükmü Allah’tan daha güzel kim var?” (5/Mâide, 50).

Cahiliyyenin temel vasıflarından kölelik hâlâ hükmünü sürdürmektedir. İnsanlar bugünkü modern cahiliyyede şeytanın, nefislerinin, heva ve heveslerinin kölesi durumunda yaşarlarken; bir yandan da kullara kulluk-kölelik yapmaktalar. Yabancı emperyalistler ve yerli işbirlikçileri modern köleliği devam ettiriyorlar
Cahiliyeden kurtulmanın yolu Kur’an ve sünnete dönmektir. Geçmiş alimlerimiz kendi dönemlerinde görevlerini yapmışlar. Ancak alimler hatasız değildir. Kur’an ve sünneti anlamaya çalışırken geçmiş alimlerin rehberliğinden istifade edeceğiz ama hatasız olmadıklarını hiç bir zaman unutmayacağız…
Tasavvufla ortaya çıkan zahir-batın ayrımı, te’vil hareketine daha bir hız vermiş, Kur’an nassları ölçüsüz bir şekilde te’vil edilmeye başlanmıştır. Bu tür eğilimlerin ortaya çıkmasından sonra dini nasslar uyarınca hareket etmek yerine, dini nasslar beşeri eğilimlere göre yorumlanmaya başlanmıştır.
Geleneksel düşünce tarzına göre Kur’an ve sünnetle uğraşmak, onları anlamaya çalışmak, affedil-meyecek bir bid’at, Ehl-i Sünnet yolundan bir sapma olarak görüldü. Muhafazakarlar düşünce sahiplari İslam olarak bize ne intikal etmişse, İslam işte odur diyor. Değil Kur’an ve sünneti anlamak, bu asra kadar gelmiş olan ulema-i izam ve meşayih-i kiramın dediklerini bile anlaşılamıyacağı iddia ediyorlar.
Bu Rabbi mize apaçık bir iftiradır.
Müslümanların, Kur’an’a bakışlarında önyargılarından ve mezhebi taassuplarından kurtulmadıkça sağlıklı bir inanç ve sahih bir amele kavuşmaları çok zordur…
Kur’an tahrifattan uzak ve korunmuş olarak elimizde olmasına rağmen onun hakkındaki bu tür yanlış anlayışların temelinde Kur’an’dan uzaklaşmanın getirdiği katı gelenekçilik ve kör taklitçilik yatmaktadır. İslam’dan önceki Kitap Ehli’nin Kitab’ı göz ardı ederek gereği gibi okumamaları şeklinde kendini gösteren yanlış tavır; “önceki alimler her şeyi hallettiler, zaten Kur’an’ı herkes anlayamaz” şeklinde tezahür etmektedir. Oysa Kur’an bir çok ayetiyle bu tür yanlış görüşleri reddetmektedir (54/Kamer, 17,22,32,40…).
Kur’an hakkındaki bu yanlış tanım ve anlayışların en genelde ortak özellikleri, Kur’an merkezli olmadıklarıdır. Sözkonusu anlayışlar Kur’an’ın kendisine getirdiği tanımlarla benzeşmediği gibi, bir çoğu da çelişmektedir.
Kuran kendini şöyle tanıtıyor:
«Bu içinde hiç bir ŞÜPHE olmayan ve sakınanlara YOL GÖSTEREN bir kitaptır.» (2/Bakara,2). Bu bağlamda şu ayetlere de bakılabilir: (3/Âl-i İmran, 138; 32/Secde, 2.)
Kur’an’ın anlaşılmayacağı, anlayabilmek için ciltler dolusu kitap okumak gerektiği şeklinde ileri sürülen görüşlerini Kur’an Şöyle çürütüyor:
• «Biz onları anlayasınız diye indirdik» (12/Yusuf,2);
• «Akledesiniz diye indirdik» (43/Zuhruf,3);
• «Güçlük çekesiniz diye indirmedik» (20/Tâhâ, 2);
• «öğüt alasınız diye kolaylaştırdık» (54/Kamer,17,22,32,40)
Kur’an insanların öğüt alması ve bu öğütle yaşamlarını düzenlemeleri için kolaylaştırılmış bir kitaptır.
«Belki ÖĞÜT alırlar diye onu senin dilinle kolaylaştırdık.»
İnsanlar Kur’an’a yaklaşıp onu anlayarak yaşadıklarında hidayet ve şifaya ereceklerdir (17/İsra,82).
Kur’an’ın bazı kelime ve kavramları üzerine anlamsız ve uzun tartışmalara girenler içinse Kur’an açık ve net bir duyuruda bulunuyor:
« Andolsun biz Kur’an’da insanlara her çeşit durumu-misali tekrarlayarak türlü türlü anlattık, ama insanlar anlamsız tartışmalara her şeyden daha çok düşkündür.»(18/Kehf,54). Aynı bağlamda (6/En’am, 105)’e bakılabilir.
Kur’an insanlar için ŞİFA’dır. Ancak bu şifa oluşu, yaygın olarak algılandığı biçimiyle biyolojik hastalıklara şifa olması değildir. Kur’an toplum ve fertteki şirk hastalıklarına şifadır. İman edenlere rahmet ve hidayettir.
• «Ey iman edenler; size Rabbınızdan bir ÖĞÜT, göğüslerde olana bir ŞİFA ve inananlara da RAHMET ve HİDAYET gelmiştir.» (10/Yunus,57).
• «…De ki: “ O (Kur’an) inananlara HİDAYET ve ŞİFA’dır.» (41/Fussilet,44). Ayetlere dikkat edilirse ŞİFA, hidayet ve rahmetle eş anlamda kullanılmıştır. İnsanlar Kur’an’a yaklaşıp onu anlayarak yaşadıklarında hidayet ve şifaya ereceklerdir (17/İsra,82).
Kur’an anlaşılarak okunduğunda hakkı batıldan ayıran bir ölçüdür.
« Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna hakkı batıldan ayıran (FURKAN)’ı indiren ne yücedir.» (25/Furkan,1; 2/Bakara,185; 3/Âl-i İmran,3-4).
Kur’an insanlara gönderilmiş bir ilim ve hüküm kitabıdır. Bundan dolayıdır ki sosyal yaşantıda hüküm koyucu, azgınlaşan heva ve hevesleri kısıtlayıcıdır. Allah bu ilme göre yaşayanların velisi ve koruyucusudur.
«İşte böyle onu Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen İLİM’den sonra onların hevalarına uyarsan artık Allah senin ne velin, ne koruyucundur.» (13/Ra’d,37; 2/Bakara,145; 3/Âl-i İmran,161).
Kur’an HAKK’tır. Kur’an’ı anlayarak yaşayanlar HAKK’ı yaşamış ve yaşatmış olurlar.
«De ki: “HAKK geldi, batıl yok oldu. Batıl zaten yok olmaya mahkumdur.”» (17/İsra,81).
Kur’an’ın bu ayetteki söylemine göre HAKK’ın geldiği yerde batıl yok olmak durumundadır. Şu anda batılın yaygın ve hakim oluşu müslümanların ellerindeki HAKK’ı gereği gibi yaşayamamaları, heva ve heveslerine uymalarındandır.
«Sana gelen HAKK’tan sonra, onların hevalarına uyma.» (5/Maide,48; 34/Sebe,49; 11/Hud,120; 13(Ra’d,1; 47/Muhammed,2; 25/Fur-kan,33).
Kur’an şirk karanlığı içindeki toplumlara bir NUR ve Rabbimizden insanlara gelen bir BURHAN’dır.
• «…İndirilen NUR’a uyanlar, işte onlar felaha erenlerdir.» (4/A’raf,157).
• «Ey insanlar: Size Rabbinizden bir BURHAN (delil) geldi ve size apaçık bir NUR indirdik.»(4/Nisa,175).
Kur’an insanların öğüt alması ve bu öğütle yaşamlarını düzenlemeleri için kolaylaştırılmış bir kitaptır.
• «Belki ÖĞÜT alırlar diye onu senin dilinle kolaylaştırdık.» (44/Duhan,58).
• «Andolsun bir Kur’an’ı ÖĞÜT olsun diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?» (54/Kamer,17,22,32,40).
Kur’an ZİKİR’dir. Yani insanlar için bir hatırlama, hatırlatma ve öğüttür.
• «Sana da, bu ZİKR’i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, belki tefekkür ederler.» (16/Nahl,44).
• «Sen buna karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O sadece alemler için bir ZİKİR’dir.» (12/Yusuf, 104; 15/Hicr,6; 36/Yasin,69; 3/Âl-i İmran,58; 21/Enbiya,50).
Kur’an insanlara anlatılması gereken Allah’ın bir lütfu ve nimetidir.
• «Ve Rabbi’nin NİMET’ini anlat.» (83/Duha,4; 2/Bakara,211).
Kur’an kendisinde hiç bir müphemlik kalmayacak şekilde beyan edilmiş bir kitaptır.
• «İşte böylece türlü türlü, tekrar tekrar açıklıyoruz ki, sen ders almışsın desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice BEYAN edelim.» (6/En’am,105; 75/Kıyamet,18-19).
Kur’an yaşayanlara yol göstermek için indirilmiştir;
• «(Kur’an) DİRİ olanları uyarmak ve kafirlere (azab) sözü hak olsun için (indirilmiş)dir.» (36/Yasin,70).
• “Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin” (NELM 80 /Rum 52)
Bu ayetin yer aldığı Yasin Suresi ne acıdır ki, genellikle ölüm ve mezarlıklara tahsis edilmiş bir suredir.
Kur’an’ı hoşça vakit geçirmek için okunan bir name değildir.
• «Biz ona şiir öğretmedik (bu) ona yakışmaz da. O (kitap) bir ÖĞÜT’ten ve AÇIKLAYAN bir Kur’an’dan başkası değildir.» (36/Yasin,69).
Kur’an, müslümanların kendilerine tutundukları müddetçe fırkalaşmalarını önleyen, onları birarada tutan ALLAH’IN İPİ’dir.
• «Topluca ALLAH’IN İPİ’ne yapışın, fırkalaşmayın(ayrılmayın).» (3/Âl-i İmran,103).
Görüldüğü gibi Kur’an’ın kendisine getirdiği tanımlamalar ve bu bağlamdaki açıklamalarla, yaygın olan geleneksel Kur’an anlayışı arasında büyük farklılıklar vardır.
Ortadaki bu iki anlayışın birincisine, bizatihi Kur’an’ın yani Allah’ın kendisi kaynaklık etmektedir. İkincisine ise insanlar kaynaklık etmektedir. Burada bütün problem tercihle ilintilidir. Müslümana düşen; elbette Allah’ı tercih etmek, O’nun Kur’an hakkındaki yine Kur’an’da açıkladığı gerçeklere tabi olmaktır. Çünkü Allah hakkı, doğruyu söyler ve O’ndan daha güzel sözlü kimse olamaz (39/Zümer,23).
Kuranın Anlaşılamıyacağını, sadece sevab kazanmak için okunması gerektiğini iddia edenler bu iddiaları ile Bağlısı oldukaları Mezhep imamlarınada iftira atıyor.
Fıkhu’l Ekber (sh:110) şerhinde:“ Kabirlerde Kur’an okumak Ebû Hanife (V.150/767), İmam Malik (V.179/795) ve bir rivayette de Ahmed b. Hanbel (V.241/885)’e göre mekruhtur. Çünkü kabirlerde Kur’an okumak sonradan ortaya çıkma bir şeydir.” Bu konuda herhangi bir sünnet de yoktur..
HADİS OTORİTELERİNİN GÖRÜŞLERİ:
İmam Şevkani (V.1250/1834) -Allah rahmet eylesin-Münteka şerhinde: “Şafiînin ve arkadaşlarından bir grubun meşhur olan görüşleri; Kur’an okuma sevabının ölüye ulaşmayacağı şeklindedir.” demektedir.
Beyhaki (V.448/1056)’nin Peygamberden rivayet ettiği: “Evlerinizde Bakara sûresini okuyunuz, onları kabirlere çevirmeyiniz!” (Müslim’de aynı mealde rivayette bulunmuştur) ile ”Evlerinizde namaz kılınız, onları kabre döndürmeyiniz!” hadisleri, Kur’an’ın ölülere fayda vermeyeceğini ve kabirler üzerinde Kur’an okunmayacağını açık bir şekilde gösteren delillerdendir. Hadisi Tirmizi(V.279/892), Nesâî(V.303/915), Ebû Ya’la(V.307/919) ve Ziya el-Makdisî rivayet etmişlerdir. Suyutî(V.911/1505) de Camiu’s-Sağir’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.
Ölülere fayda versin diye Kur’an okunması meşru olsaydı, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz “Evlerinizde Kur’an okuyunuz ve namaz kılınız, oraları kabirlere çevirmeyiniz!” buyurmazdı. Çünkü, kabirler Kur’an okuma ve namaz kılma yerleri değildir. Bunun içindir ki; Hz. Peygamberin kabirlerde Kur’an okuduğuna dair senedi sahih veya hasen kabul edilir hiçbir hadis gelmemiştir. Hayatı boyunca defalarca kabirleri ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerin keyfiyetini de insanlara öğretmiş olmakla beraber, Hz. Peygamberin bir defa bile böyle yaptığına işaret eden bir şey yoktur..
“Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin”
Müslüman için Kur’an, karşısına çıkacak her meselede kendine başvurulacak ana müracaat kitabıdır. Bu nedenle Kur’an, sıradan bir eseri okur gibi bir defa okunup kaldırılacak bir kitap değildir. Yine alışılagelen şekliyle yalnız hastalar veya ölüler için okunup üflenen bir kitap da değildir. O; ahiretin kitabı olduğu kadar, dünyanın da kitabıdır. O, hastaların ve ölülerin kitabı olmaktan çok, hayatın ve yaşayanların kitabıdır..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.metin2-sunucum.tr.gg
Pashaa
General
General
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 603
Rep Gücü Rep Gücü : 22
Doğum tarihi Doğum tarihi : 24/02/96
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 10/09/09
Nerden Nerden : BuRSa
Ruh Hali Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Kuran-ı Kerim Niçin gönderilmiştir?   Cuma 18 Eyl. 2009 - 19:33

Paylasım ıcın tesekkurler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.ayarsizpaylasim.tr.gg
K y L e*
Co-Admin
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 60
Rep Gücü Rep Gücü : 2
Doğum tarihi Doğum tarihi : 18/09/97
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 02/10/10
Nerden Nerden : İstanbul
Ruh Hali Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Kuran-ı Kerim Niçin gönderilmiştir?   Perş. 7 Ekim 2010 - 18:31

Allah Razı Olsun Kardeşim Sağol Smile

_____________________________________________________________________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.facebook.com/Luzumsuzumyedek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kuran-ı Kerim Niçin gönderilmiştir?   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kuran-ı Kerim Niçin gönderilmiştir?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Html - Css - Eglence - Ve Fazlası :: İslam Dünyası :: Kuran-i Kerim-
Buraya geçin: